22 Ocak 2012 Pazar

C'est la vie...

Çocukken hep  mükemmel bir hayatımız olacağını, hiç acı çekmeyeceğimizi düşünüyoruz. Ya da acı kısmı aklımıza bile gelmiyor...

Ama gerçek biz büyüdükce (eğer şanlıysak biz büyüdükçe tabi...) hayatın hiç de öyle olmadığını gösteriyor bize... Acısız ve kolay bir hayat sanırım kimsenin olmuyor. Herkes hayatının çeşitli dönemlerinde hatta belki çoğu döneminde acı veya üzüntü içinde yaşıyor. Mutlu olduğumuz an sayısı çok az... En pozitiflerimiz mutlu olduğumuz anlar için umudunu asla yitirmeyenler. Ki bu da normalde onların acı veya üzüntü veya sıradanlık içinde oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

Egemen'le beraberken onun mutlu olması için her şeyi yapıyorum. Ama geri planda hayatın ona neler hazırladığını, hayatı boyunca neler yaşayacağını da düşünüp korkuyorum.

Onun için hep yanında olmak istiyorum ama hayat bu... Belli de olmaz...

Belki onun hayatı mükemmel olur ve hiç acı çekmez...


 

Ideas Change...

Arkadaşlarımızı silmemeliyiz düşüncelerim değişiyor. Belki de sizin için önemsiz bir cümle onun için sorun oluyorsa ve aranızda bir sorun varken sizinle konuşmak yerine küsmeyi tercih ediyorsa sizin gercek arkadaşınız değildir. Belki de devam etmek adına devam etmeye çalışmak zorlama oluyordur... Ve insan arkadaşları ile zorlama seyler yapıyorsa o arkadaşın artık hayatınızda yeri yoktur...
Karşınızdaki sizin kadar caba sarfetmiyorsa bırakın gitsin. Emin olun kimse hayatınızdan gitti diye hayatınız eksik kalmıyor. Gidenin yeri yenileriyle doluyor.

So, let it goooo....

Bu arada bir önceki Friends shouldn't be easy to erased yazımda kendime çıkardığım ders işe yaradı ve eski arkadaşımla barıştım tekrar. It's my gain at the end of the day...

21 Aralık 2011 Çarşamba

Friends shouldn't be easy to erased

Son zamanlarda bir kaç arkadaşımla sorunlar yaşadım. Üstüste gelince hepsi insan kendisini de sorgulamıyor değil...

Biri bi kaç kez onu aramama, mesaj atmama rağmen hiç geri dönüş yapmadı diye kızdım.

Diğeri ise bana kırgın olduğunu belli ediyor ama benimle konuyla ilgili konuşmuyor ve ben sorunca da yoğunum diye geçiştiriyor.

Bu kişiler arkadaşım dediğiniz ve değer vermediğiniz insanlar olsa hiç sorun değil. Silin gitsin. Ama bunlar onlardan değildi. 2.ciyi ele alalım mesela.

Kardeşim gittiğinde İstanbul'dan Ankara'ya sadece benim yanımda ve bana destek olmak için geldi. Kimseyle paylaşmadığı sırlarını benimle paylaşmıştı zamanında. Ve şimdi bir şekilde bana kızgın ve uzak davranıyor diye onunla bir daha konuşmamak bana hiç doğru gelmiyor.

Annem hep çevresindekilere yıllarla yaptığı iyilik ve paylaşımlara karşılık onların istediklerini yapmadığı zaman hemen insanların nasıl sırt döndüğünden bahseder. Burada vermeye çalıştığım mesaj şu: Eğer birileri sizler için zamanında bir şeyler yaptıysa, birbirinizle birşeyler paylaştıysanız onları silmek üzerine değil geri kazanmak üzerine yoğunlaşmalısınız. :) (Belki yukardan anlamamışsınızdır diye bi de yazmak istedim)

Sonuç olarak, it turns out: Üzüntülü bir zamanında ona destek olmaya çalışıken neşelendirme amaçlı söylediğim bir söze kırılmış. Ve ben de özür diledim. (Yine de içimdeki ses: Arkadaşlar böyle ufak şeyleri çok da büyütmemeli diyor tabi) Ve yine iyiyiz, sanırım:)

İlki ise beni biraz önce aradı ve özür diledi çağrılarıma dönmediği için. Uzun uzun ne kadar yoğun olduğunu anlattı. Ve ben de affettim tabi ki...

Zaten çevremizde saçma sapan davranan ve uğraşmamız gereken bi ton salak varken illa birilerini sileceksen onlardan başlayabiliriz. Ama sevdiklerimizi kaybetmemek için de uğraş vermeliyiz. 

Peki bu olaydan ben nasıl bir ders çıkardım: Farkettim ki zamanında aynı şeyi ben de başka arkadaşlarıma yaptım. Bir şeylerine, bencilliklerine, vss takıldığım ve küstüğüm ve kendilerine sebebini bile söylemediğim arkadaşlarım vardı. Ben de onları arayıp böyle yaptığım için özür diledim ve yeniden görüşmek istediğim söyledim. So yarın birlikte yemek yiyeceğiz. Bir diğeri ile de henüz zamanı hala belirleyememiş olsak da yine bir araya gelmek üzere sözleştik.

Hayatın renkleri işte...




7 Aralık 2011 Çarşamba

Ray-Ban

I just want Ray-Ban glasses. I know, it isn't a new new but I like them so much...



And finally I bought them:)

28 Kasım 2011 Pazartesi

Nice dresses & Accessories

Bayıldım. Hem çok şık hem seksi. Üzerine bir hırka ya da ceketle ofiste, sonradsaında da bir paride süper olur:)

Bilezik çook güzel ve farklı.

25 Kasım 2011 Cuma

19 Kasım 2011 Cumartesi

Hiç yayınlanmayacak bir kitabın öngösterimi

Güneşli ılık bir sonbahar günüydü...Aaah tabi ki hayır!!Burası ankara ekimin yirmisindeyiz.Hava genelde olduğu gibi soğuk, kapalı ve rüzgarlı.Dersanede geçirdiğim sıkıcı koca bir yıl boyunca hep deniz kenarında güneşli sıcacık bir ülkede üniversite hayatıma, yani yeni hayatıma merhaba demeyi hayal etmiştim.Ama olmadı işte...Ailem ek tercihlerime el attı ve ankarada bana göre eğlence hayatıyla ünlü fakat veliler arasında ve dünya çapında kaliteli eğitimiyle ünlenmiş bi üniversiteyi tercih ettiler benim için.Maksat minik kızları yanlarında olsun!!
Sabah erkenden uyandım.İki hafta öncesinden ne giyeceğime karar vermiştim.Okulun ilk günüydü ve okulum bakımlı kızlarıyla ünlü bi okuldu.Bu yıl oldukça moda olan benim de hemen bikaç çift edindiğim pufidik pembe botlarımla uyumlu beyaz mini elbisemi giydim.Yüzüme açık renkli fondötenimi sürdüm-ee ne de olsa bu yıl vampir makyajı moda-koyu mavi olan gözlerim daha da parlamıştı şimdi.Ve son olarak pembe allıklar ve toz pembe dudak parlatıcım.Evet şimdi herşey tamamdı.


Babamın geçen yıl doğum günümde; marmaristeki neredeyse tüm odaları denizi gören villayı satıp -her yaz yurt dışına çıkdığımızdan son beş yıldır uğramaz olmuştuk- yerine bana aldıgı siyah arabama bindim.Son sürat okula gittim.Okulun büyük otoparklarından birine park ettim ve beyaz cam güneş gözlüklerimi takıp indim arabamdan.Ağır adımlarla okula doğru yürümeye başladım.Oldukça yavaş ve kendinden emin yürüyordum çünkü herkesin bu ayrıntılarla düşünülmüş güzel kombini görmesini istiyordum.Ben yürürürken insanların çoğunun sohbeti kesip beni izlediğini farkediyordum.Bu durum benim için oldukça olağandı.İnsanlar beni çoğunlukla çocukken oynadığımız barbie bebeklere benzetirdi.Bunda belime uzanan açık sarı parlak saçlarımın da etkisi vardı tabi.fakat benim saçlarım barbienini aksine daha gür ve biraz da dalgalıydı.Aile dostlarımız beni; 20 yaşındayken babamın iş seyahatinde tanıştığı rus kökenli olan anneme benzetirdi...


Türkish Gossip Girl tarzında bir roman olabilirdi bi tanecik kuzim Ayşeciğin kitabı yazılsaydı....



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...